ÇANAKKALE 1915
TEĞMEN İBRAHİM NACİ


ANA SAYFA
SAVAŞ TARİHİ VE MAKALELERİM


PAYLAŞ

“25 Nisan 1915 Gelibolu ihraç hareketi [çıkarması] ve bu Yarımada’da cereyan eden bütün muharebeler, dünyaya orada kanlarını dökenlerin kahramanlığı ile beraber, bu mücadelenin sebep olduğu zayiatın milletleri için ne kadar elemli olduğunu göstermiştir.”

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK , 1934

21 HAZİRAN 1915, TEĞMEN İBRAHİM NACİ


 

71. Alay  10. Bölük Teğmeni olan İbrahim Naci İstanbulludur. 24 Mayıs 1915 Pazartesi günü Sarıyer’deki sabah içtimasından sonra birliği Sirkeci’ye doğru hareket eder. Sirkeci’de Rodosto Vapuru’na bindirilirler. Ancak aynı gece Boğaz’ı geçmeyi başaran ve Marmara Denizi’ne gelen bir denizaltının bir gemiyi torpillemesi nedeniyle birliğin vapur ile naklinden vazgeçilir. 27 Mayıs günü Bakırköy’den trenle Uzunköprü’ye doğru hareket edilir. 1915 yılında Çanakkale’ye gidecek olan birlikler tren ile Uzunköprü’ye kadar nakledilebiliyor sonrasını ise yürüyerek katetmek zorunda kalıyorlardı. Teğmen İbrahim Naci’nin birliği de Uzunköprü’den sonra Karapınar-Keşan-Kısıkkaya-Eksamil-Bolayır- Gelibolu-Yalova-Akbaş güzergahını izler ve bu hattı yaklaşık 1 haftada yürüyerek geçer. Birlik önce Çanakkale’ye oradan Erenköy’e nakledilir (varış 5 Haziran 1915) ancak altı gün sonra tekrar Çanakkale Limanı’ndan Kilya Limanı’na oradan da Eceabat-Kilitbahir-Havuzlar güzergahından Melek Hanım Çiftliği’ne nakledilir. (Varış 13 haziran 1915) Melek Hanım Çiftliği (günümüzde Havuzlardan sonra Soğanlıdere’ye girildiğinde yolun hemen sağında kalan çiftlik), birliklerin dinlenme yerlerinden biri idi. Uzak mesafeden gelen ya da cephede yorulan birlikler burada dinlendirilirdi. Yaralananların tedevileri yapılırdı.
 

 

Teğmen İbrahim Naci 15 Haziran 1915 Salı günü Melek Hanım Çiftliğinde günlüğüne şunları kaydeder:
 
“Öğleden sonra saat 2.20’de etüve gitmek üzere bulunduğumuz mahalden çıktık. Vadiye paralel giden yamaca çıktığımız zaman, solda yeni birkaç mezar nazar-ı dikkatimizi çekti. İlerledim, baktım.
Bunların ekserisinin üzerinde hiçbir işaret yoktu. Bazılarında birer ağaç dalı, iki üç tanesinde de kırık tahtalar vardı. Okudum. Bunlarla muharebede şehit düşen fedakâr subayların isimleri yazılıydı.
Ve şimdi doğrusu kalben pek sarsılmış bir haldeyim. Kendisi kim bilir nasıl bir naz u niyaz içinde büyümüş, ne yüce bir anne-baba şefkati ve merhameti ile yetiştirilmiş bu vücutlar şimdi nerelerde yatıyorlar.
 
Hayat,hayat... Bir günde ne büyük değişimler gösteriyor. Biraz evvel mutluluğun zirvesine yükselmiş kimselerin biraz sonra talihsiz felaketlerin en alçak derecelerinde yüzdüğü görülür. Birkaç saat evvel şen ve mutlu olan bir vücut, birkaç saat sonra hazin ve feci bir ölüm içinde artık kâinata, talihe, bütün sevdiklerine hissiz kalıyor.
 
Ve kim bilir bu sararmış, dökülmüş toprakların siyah ve katı sinesine bırakılan bu vücutlar muharebeye nasıl bir geriye dönmek ümidi ile girmişlerdi...
 
Muharebeye girmek, didişmek, boğuşmak mel’un düşmanı kahretmek, mahvetmek, sonra yaralanmak, nişan almak, terfi etmek, her şey onun düşüncesinde vardı. Ölüm bile...
Ah! Fakat, o ölümü düşünmekle beraber, bir türlü bunun kendisini bulacağına ihtimal verememiş, her defa hatıra gelince kalben, fikren daha büyük bir metanetle reddetmiş, kabul etmemişti.
Hem nasıl olabilirdi ki? O kendisine uzak diyarların renkli ufukları altında ne kadar sevgili simalar bırakmıştı.
 
Hatta... Hatta... Güneşe karşı bir şemsiye gibi gölge teşkil etmiş, yeşil yapraklı çam ağaçları altında narin ve latif ellerini avuçları içinde okşayarak, muharebeden dönüşünde o narin vücudu nasıl seveceğini, bir köle misali bağlılığını arz edeceğini bildirdiği sevgilisiyle yaptığı o yeminleri...
Şimdi bütün bu sevgili vücutları, muazzez ve kıymetli şahsiyetleri kaybetmek; o renkli ve parlak emelleri ebediyen terketmek. Ah bu nasıl mümkün olacaktı...
 
İşte o ölümü düşünmekle beraber onu hiç mi hiç kabul edememişti.
Oh! Müzeyyen, o sevimli, o sevimli muhitten ebediyen ayrı düşmek; hayır bu olamazdı... Fakat şimdi bütün o nazik ve ince hisler, o nezih samimi düşünceler ne kadar aksine çıkmıştı.
 
Ve kendisi, ne büyük bir vefasızlık ve kayıtsızlıkla böyle yabancı ve kuru toprakların altına bırakılarak unutulmuştu.
 
Şimdi düşünüyorum. Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim. Fakat bu ne kadar merhametsiz ve ne kadar feciydi.
 
Sonra benim İstanbul’da , Beşiktaş’ta bıraktığım sevdiklerim ne olacaktı. Ah! O bana titreyen, benim için ağlayan validem, hemşirem, akrabalarım ne olacaktı? Beni fersiz, yaşlı gözleriyle, yanan ve ağlayan kalbiyle, sonsuza kadar yaralı ve kırık kalacak gönlüyle “M.” Ne olacaktı?
Hakikaten ben de ölünce bunlardan, bu benim hayatımın esasını teşkile den şeylerden daima daima ayrılmış mı olacaktım?
 
Ah! Bu ne müthişti. Bu ne hain ve kâtil devrandı.
Issız dağlarda şöyle birkaç kazma darbesiyle açılmış bir çukura atılarak, sonra başucuna bir kırık tahta veya ağaç, belki de hiçbir şey konulmayarak ve hatta hayvanların ayağı altında ezilmeye mahkum kalmak...
Nihayete kadar her şeyden, bütün sevdiklerinden uzak ve terk edilmiş kalmak...
 
Şimdi beynimin içinde müthiş bir sinir çarpıntıları var. Gözlerimde cehennemi bir hararetle yanan öyle bir ateş var ki...
Kendimde insanlığı bu felaketlere uğratmak isteyen her şeyi paralamak isteyen bir his görüyorum. Paralamak, parçalamak bu anda kulakları yırtan seslerle, gümbürtülerle patlayan toplara, tüfeklere öyle bir acı, bir kin besliyorum ki...
Talih... Bakalım bana da aynı akıbeti mi göstereceksin? Yoksa sevdiklerime kavuşmaya müsaade edecek misin? Bu nasip olacak mı ya Rabbi?”
 
Teğmen İbrahim Naci günlüğünü 21 Haziran Pazartesi günü saat 11.15’te “Allah’a ısmarladık” diyerek bitirir ve imzasını atar. Teğmen İbrahim Naci günlükte imzasını sadece künyesini ve adresini yazdığı ilk sayfada ve “Allah’a ısmarladık” ifadesini yazdığı son sayfada atmıştır. 24 Mayıs 1915 Pazartesi günü yazmaya başladığı günlük yine bir Pazartesi günü son bulmuştur zira kendisi 21 Haziran 1915 Pazartesi günü Kerevizdere’de şehit olmuştur. Harp Mecmuasın’ın 7. Sayısının “yaşayan ölüler” bölümünde fotoğrafı yer almıştır.

Seni unutmadık, unutmayacağız Teğmen İbrahim Naci.

 

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm silah arkadaşları ve  bu vatan için canını hiçe sayarak feda eden tüm şehitlerimize şükranlarımla.

 

Riyad AKPINAR

 

Kaynakça:

 
Allahaısmarladık, Teğmen İbrahim Naci’nin günlüğü

 

 

Görüş ve önerileriniz için