
Teğmen İbrahim Naci 15 Haziran 1915 Salı günü Melek
Hanım Çiftliğinde günlüğüne şunları kaydeder:
“Öğleden sonra saat 2.20’de etüve gitmek üzere
bulunduğumuz mahalden çıktık. Vadiye paralel giden
yamaca çıktığımız zaman, solda yeni birkaç mezar
nazar-ı dikkatimizi çekti. İlerledim, baktım.
Bunların ekserisinin üzerinde hiçbir işaret yoktu.
Bazılarında birer ağaç dalı, iki üç tanesinde de
kırık tahtalar vardı. Okudum. Bunlarla muharebede
şehit düşen fedakâr subayların isimleri yazılıydı.
Ve şimdi doğrusu kalben pek sarsılmış bir haldeyim.
Kendisi kim bilir nasıl bir naz u niyaz içinde
büyümüş, ne yüce bir anne-baba şefkati ve merhameti
ile yetiştirilmiş bu vücutlar şimdi nerelerde
yatıyorlar.
Hayat,hayat... Bir günde ne büyük değişimler
gösteriyor. Biraz evvel mutluluğun zirvesine
yükselmiş kimselerin biraz sonra talihsiz
felaketlerin en alçak derecelerinde yüzdüğü görülür.
Birkaç saat evvel şen ve mutlu olan bir vücut,
birkaç saat sonra hazin ve feci bir ölüm içinde
artık kâinata, talihe, bütün sevdiklerine hissiz
kalıyor.
Ve kim bilir bu sararmış, dökülmüş toprakların siyah
ve katı sinesine bırakılan bu vücutlar muharebeye
nasıl bir geriye dönmek ümidi ile girmişlerdi...
Muharebeye girmek, didişmek, boğuşmak mel’un düşmanı
kahretmek, mahvetmek, sonra yaralanmak, nişan almak,
terfi etmek, her şey onun düşüncesinde vardı. Ölüm
bile...
Ah! Fakat, o ölümü düşünmekle beraber, bir türlü
bunun kendisini bulacağına ihtimal verememiş, her
defa hatıra gelince kalben, fikren daha büyük bir
metanetle reddetmiş, kabul etmemişti.
Hem nasıl olabilirdi ki? O kendisine uzak diyarların
renkli ufukları altında ne kadar sevgili simalar
bırakmıştı.
Hatta... Hatta... Güneşe karşı bir şemsiye gibi
gölge teşkil etmiş, yeşil yapraklı çam ağaçları
altında narin ve latif ellerini avuçları içinde
okşayarak, muharebeden dönüşünde o narin vücudu
nasıl seveceğini, bir köle misali bağlılığını arz
edeceğini bildirdiği sevgilisiyle yaptığı o
yeminleri...
Şimdi bütün bu sevgili vücutları, muazzez ve
kıymetli şahsiyetleri kaybetmek; o renkli ve parlak
emelleri ebediyen terketmek. Ah bu nasıl mümkün
olacaktı...
İşte o ölümü düşünmekle beraber onu hiç mi hiç kabul
edememişti.
Oh! Müzeyyen, o sevimli, o sevimli muhitten ebediyen
ayrı düşmek; hayır bu olamazdı... Fakat şimdi bütün
o nazik ve ince hisler, o nezih samimi düşünceler ne
kadar aksine çıkmıştı.
Ve kendisi, ne büyük bir vefasızlık ve
kayıtsızlıkla böyle yabancı ve kuru toprakların
altına bırakılarak unutulmuştu.
Şimdi düşünüyorum. Şehit olursam ben de mi böyle
solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp
terk edileceğim. Fakat bu ne kadar merhametsiz ve ne
kadar feciydi.
Sonra benim İstanbul’da , Beşiktaş’ta bıraktığım
sevdiklerim ne olacaktı. Ah! O bana titreyen, benim
için ağlayan validem, hemşirem, akrabalarım ne
olacaktı? Beni fersiz, yaşlı gözleriyle, yanan ve
ağlayan kalbiyle, sonsuza kadar yaralı ve kırık
kalacak gönlüyle “M.” Ne olacaktı?
Hakikaten ben de ölünce bunlardan, bu benim
hayatımın esasını teşkile den şeylerden daima daima
ayrılmış mı olacaktım?
Ah! Bu ne müthişti. Bu ne hain ve kâtil devrandı.
Issız dağlarda şöyle birkaç kazma darbesiyle açılmış
bir çukura atılarak, sonra başucuna bir kırık tahta
veya ağaç, belki de hiçbir şey konulmayarak ve hatta
hayvanların ayağı altında ezilmeye mahkum kalmak...
Nihayete kadar her şeyden, bütün sevdiklerinden uzak
ve terk edilmiş kalmak...
Şimdi beynimin içinde müthiş bir sinir çarpıntıları
var. Gözlerimde cehennemi bir hararetle yanan öyle
bir ateş var ki...
Kendimde insanlığı bu felaketlere uğratmak isteyen
her şeyi paralamak isteyen bir his görüyorum.
Paralamak, parçalamak bu anda kulakları yırtan
seslerle, gümbürtülerle patlayan toplara, tüfeklere
öyle bir acı, bir kin besliyorum ki...
Talih... Bakalım bana da aynı akıbeti mi
göstereceksin? Yoksa sevdiklerime kavuşmaya müsaade
edecek misin? Bu nasip olacak mı ya Rabbi?”
Teğmen İbrahim Naci günlüğünü 21 Haziran Pazartesi
günü saat 11.15’te “Allah’a ısmarladık” diyerek
bitirir ve imzasını atar. Teğmen İbrahim Naci
günlükte imzasını sadece künyesini ve adresini
yazdığı ilk sayfada ve “Allah’a ısmarladık”
ifadesini yazdığı son sayfada atmıştır. 24 Mayıs
1915 Pazartesi günü yazmaya başladığı günlük yine
bir Pazartesi günü son bulmuştur zira kendisi 21
Haziran 1915 Pazartesi günü Kerevizdere’de şehit
olmuştur. Harp Mecmuasın’ın 7. Sayısının “yaşayan
ölüler” bölümünde fotoğrafı yer almıştır.
Seni unutmadık, unutmayacağız Teğmen İbrahim Naci.
Başta Gazi
Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm silah
arkadaşları ve bu vatan için canını hiçe
sayarak feda eden tüm şehitlerimize şükranlarımla.
Allahaısmarladık, Teğmen İbrahim Naci’nin günlüğü